Tarihçemiz

Kıbrıs’ta, yıllarca bir arada yaşayan; bir ülke üzerinde iki toplumun egemenliği esasına dayalı olarak yönetilen Kıbrıs Cumhuriyetinin birliği 1963 yılında bozuldu.
Kıbrıs Türk halkının 1964 saldırılarından sonra Devletin tüm organlarından dışlanması ve 11 yıl sürecek insanlık dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlanması, olumsuz etkisini her alanda gösterdi. Göçmen olan 30 binden fazla Türk, çadırlarda, sinema salonlarında okullarda barınmak zorunda kaldı. Türk Halkı üretimden koptu. Adanın % 3'lük bir bölümündeki kuşatma boyunca, dış dünyadan soyutlanan Kıbrıs Türklerinin haberleşmesi, ulaşımı, ekonomik ilişkileri tümü ile yasaklanmıştı.
Adaya BM Güvenlik Konseyi’nin Mart 1964 kararıyla gönderilmiş bulunan BM Barış Gücü, Kıbrıs Türklerine karşı yürütülen bu yoğun ekonomik kısıtlamalar ve aralıksız sürdürülen terör hareketleri karşısında etkisiz kaldı.

Kıbrıs Rumları, uyguladıkları bütün bu ekonomik ablûka ve diğer baskı yöntemleriyle Kıbrıs Türkleri’nin direnişini kıramayacaklarını anlayınca, 1967’de tekrar saldırıya geçtiler. Boğaziçi ve Geçitkale köylerine karşı yapılan saldırılarda birçok Türk hayatını kaybetti. Saldırılar ancak Türkiye’nin kararlı tutumu ve Kıbrıs Türk Halkına karşı yapılan bu soykırımının durdurulmaması halinde Antlaşmalardan kaynaklanan müdahale hakkını kullanacağı ihtarı üzerine son buldu.
Kıbrıs’ta nihai amaç ENOSİS’ti, ama bunun kimin tarafından ve hangi yoldan gerçekleştirileceği konusunda Makarios’la Cunta birbirlerine düşmüşlerken, Makaryos’un Cunta lideri General Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli meşhur mektubu, bardağı taşıran son damla olmuştur.

Yunan Cuntası’nın 15 Temmuz’da başlattığı darbe pek çok Rum ve Yunanlının hayatını kaybetmesine neden oldu. Makarios’u destekleyen AKEL ve EDEK’çiler katledilerek iktidar’a el konuldu ve geçici bir süre için Türk kasabı olarak bilinen Nicos Samson Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Bu arada Makarios Cuntacılardan kurtulup, durumu görüşmek üzere 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde konuşma yapmak üzere New York’a gitti. Bu konuşmasında Makarios EOKA-B’yi terörist örgüt olarak niteleyerek, bunu Yunanistan’ın yönettiğini ve Kıbrıs’ta darbe yaparak adayı işgal’e yeltendiğini resmen açıkladı. Binlerce Rum’un kendi ırkdaşları tarafından insafsızca öldürüldüğü ve Kıbrıs Türkleri’nin de can ve mallarına zarar verildiği darbe, ancak Türkiye’nin 1960 Garanti Antlaşmasından kaynaklanan hak ve görevlerini yerine getirerek gerçekleştirdiği Türk Barış Harekâtı ile bir son bulmuştur.

1974 ve Sonrası

Kıbrıs adasında bir ülke üzerinde iki toplumun egemenliği esasına dayalı olarak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasanın tadil edilmesi girişimlerinden sonra 1963 ve 1974 yılları arasında meydana gelen vahim olaylar neticesinde, bir arada yaşama imkanının fiilen ortadan kalkmasıyla Kıbrıs Türk Halkı kendi bağımsız Cumhuriyetini kurmuş ve bağımsız Devletini ilan etmiştir.

Söz konusu iradeye rağmen, Kıbrıs Rum kesiminin adanın tümünü temsil ettiği iddiaları devamlı gündemde tutulmuş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı uluslararası toplumdan izole edilmeye çalışılmıştır.
1963 yılından,  6 Kasım 1974  tarihine kadar yaşadığı acılar karşısında uluslararası toplumla yardımlaşma çabasına giren Kıbrıs Türk Halkı, bu dönemde ,mağdurlara ulaştıracağı yardımlara Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından, 1949 Cenevre Sözleşmelerine aykırı olarak uygulanan ambargo dehşeti ile karşılaşmıştır. Bu durum üzerine, uluslararası toplumla olan yardımlaşma faaliyetlerini kurumsallaştırmak ve uluslararası hukuka ve insan onuruna aykırı bu  engellemeleri  kaldırmak  için Kıbrıs  Türk Halkı, 1948 İnsan  Hakları Evrensel  Beyannamesinde,  1966  Birleşmiş  Milletler İnsan  Hakları
Sözleşmelerinde temel hak olarak tanımlanan örgütlenme hakkına dayanarak, her türlü politik mülahazadan bağışık şekilde Kızılay Derneğini kurmuştur.

Kıbrıs Kızılay Derneği 20 Mayıs 1975 tarihinde, Uluslararası Kızılhaç Komitesine Lefkoşa’da kuruluş bildiriminde bulunmuş, 2 Kasım 1981’de Uluslararası Kızılay/Kızılhaç Federasyonuna tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.

Cenevre Sözleşmelerinde, ulusal dernekler için tanımlanmış bir görev olan savaş dışı kalmış, muharip vasfını kaybetmiş bireylere ve sivillere yardım etmek iradesinden doğan Kıbrıs Kızılay Derneği’nin tanınması yönünde gösterdiği çabalar ile ilgili olarak, Uluslararası Kızılhaç Komitesinden ve Uluslararası Kızılay Kızılhaç Federasyonundan yanıt almayı beklemektedir.
Kendisini tanımladığı kurallarla, her türlü politik uyuşmazlığın dışında bırakan ve bu sayede, herkesin güvenini kazandığını ortaya koyan ve “tarafsızlığını” ana prensip olarak nitelendiren Kızılay/Kızılhaç Hareketinin, 1963 Yılından Temmuz-Ağustos 1974  dönemine kadar geçen zaman zarfında, yaşadığı mağduriyet Birleşmiş Milletler tarafından  çeşitli vesilelerle tescil edilen Kıbrıs Türk Halkının insani yardım inisiyatifi için Kızılay çatısı altında örgütlenme iradesinin destekleneceği konusunda ki inancı kurulduğu günden bu güne artarak devam etmektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Kızılayı 6 Kasım 1974’te insan ıstırabını dindirmeye yönelik olarak kurulmuş ve kuruluşunu 1959 Londra ve Zürih Anlaşmalarının ardından 1963 Yılında kabul edilen Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasanın Türk toplumuna verdiği haklara dayandırmıştır. Bu temel, KKTKD’nin kuruluşunda, Hareketin “1986 25. Uluslararası Konferansı’nda kabul ettiği Statüsünün Ulusal Derneklerin Tanınma Koşulları olarak düzenlediği 4 Madde 3 Bendinde kabul edilen “ulusal yasalarına göre yasal devletince tanınmış” ifadesini sağlamaktadır.

KKTKD, Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devletinin Kuruluşunun ardından devletinin 1975 te kabul ettiği  Anayasasına ve 1961 Yılında Kabul edilen Birlikler ve Dernekler Yasasına uygun olarak varlığını ve faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bu dönemde Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin belirlediği sınırlar içerisinde, Lefkoşa, İskele, Esentepe, Gazimağusa, Dipkarpaz, Girne ve Güzelyurt şubeleriyle ülkesi topraklarının tümünde faaliyet gösteren Kıbrıs Kızılay Derneği, Uluslararası Kızılay, Kızılhaç Hareketi statüsünün ulusal derneklerin tanınması  koşulları  başlığı  altında
düzenlenen 4. Maddesinin 7. bendinde “faaliyetlerini ülke devletinin tümüne yayma” koşulunun gereklerini yerine getirmiştir.

1983’te KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti)’nin kurulmasını müteakip, bağımsız ülkesi toprakları içerisinde Kızılay adını kullanarak faaliyet gösteren tek dernek haline gelen Kıbrıs Kızılay Derneği, Uluslararası Kızılay, Kızılhaç Hareketi Statüsünün ulusal derneklerin tanınması koşulları başlığı altında düzenlenen 4. Maddesinin 1. ve 2. bentlerinde ifadesini bulan “bağımsız ülke topraklarında kurulmak ve bahsi geçen ülkenin Kızılay veya Kızılhaç adı altında faaliyet gösteren tek dernek olmak” koşulunu da sağlamıştır.

6 Kasım 1974’te kabul edilen tüzüğünün 2. Maddesinin 5. bendinde Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği, bağımsızlığını “Kızılay bağımsızdır, memleketinin kanunlarına tabi olarak insanlık faaliyetlerinde kamu otoritesinin yardımcısıdır. Kızılay prensiplerine göre hareket imkanı veren bir muhtariyete sahiptir.” şeklinde tanımlamıştır. Bu ifadeye göre Uluslararası Kızılay, Kızılhaç Hareketi Statüsünün ulusal derneklerin tanınması koşulları başlığı altında düzenlenen 4. Maddesinin 4. bendinde belirtilen: “kendisine hareketin temel prensipleriyle uyumlu faaliyet imkanı veren özerk bir statüye sahip olma” koşulunu da sağlanmıştır.

Kızılay Kızılhaç Federasyonuna üye olma koşullarını bir bir yerine getiren, KKTKD ‘nin Uluslararası Federasyona üyelikle ilgili haklı çalışmaları, Türk Kızılayı’nın vermiş olduğu destek ile sürmektedir.